Haz 272011
 

Artık Rüstem’in de uçup gittiğine ikna olmuşken, bugün öğlene doğru -onun olduğunu düşündüğüm- tiz çığlıklar duydum. Balkona çıkıp etrafı inceden inceye tarasam da bir işe yaramadı. Sesin tam olarak nereden geldiğini anlayamadım.

Sabah ta karşı çatıda – yüksek olduğu için üzerinde neler olup bittiğini göremiyorum- epey bir hareketlilik vardı. Bir sürü martı bağrışarak oralarda uçuştu. Çatıya konup kalktılar. Sonra dağılıp gittiler. Sesler de kesildi.

Tiz çığlıklar bir ara durdu. 15-20 dakika sonra tekrar başladı. Üstelik bu kez sesin geldiği yön de belliydi. Sağ taraftaki yüksek çatı. İnatla durup oraya bakmaya başladım. Bir kaç dakika sonra tombul bir gövde çatının kenarında arz-endam etti. Rüstem bu! İşte kafasındaki çarpık tüy! Biraz orada durdu. Sonra geriye doğru gidip gözden kayboldu.

Uzaktan gelmiş bir yakınımı görmüş gibi oldum. Ağzım kulaklarımda… Rüstem hala buralarda…

Ahmet Aksoy

Haz 242011
 

Nihayet gözlerini açtı! Gerçekten de uyuyormuş demek…
Zayıf yavruların kaderine terkedildiği hikayelerini çok dinledik. Umarım şimdi de aynı durum yoktur.
Bizim civciv uyandıktan bir saat kadar sonra yerinden kalktı. Biraz yürüdü. Birkaç kez bağırdı bile. Bu Rüstem. Tepesindeki tüyden tanıdım. Demek ki Recai artık kendini kurtardı. Uçup gitti. O zaten daha güçlüydü.
Az önce bir kaç yetişkin martı çığlıklar atarak geçti yukarıdan. Bizimkiyle bir alakaları var mıdır bilemiyorum.
Bakalım neler olacak? Rüstem çok bitkin görünmüyor aslında ama, çoktan acıkmış ve yaygara koparıyor olması lazımdı. Acaba kaderine razı mı oldu?

Bir kaç dakika önce bir yaygara koptu. Rüstem çığlığı bastı. Yukarıdan da cevap geldi. Ve nihayet… Martılardan biri Rüstem’i doyurmak üzere çatıya indi. Hemen bizim camın önüne. Kursağındakileri boşalttı. Bir kısmını aceleyle yedi Rüstem. Kalanını ise yetişkin martı hemen tekrar yuttu. Martılar bir tek kırıntıyı bile israf etmiyorlar. Bir kaç dakika sonra yetişkin martı uçup gitti.
Neyse! İçim rahatladı! Rüstem’i terketmemişler!.. O da pes etmemiş demek ki… Şimdi ince çığlıklar atmaya devam ediyor. Sanırım tam doymadı. Çağrı gönderiyor şimdi.
Ahmet Aksoy

Haz 242011
 

Dün akşam ofisten ayrılırken içim pek rahat değildi.
Hem Rüstem, hem de Recai, su kabının bulunduğu sol taraftaki ara çatıdaydılar. Sonra bir ara Rüstem aşağıya, arastanın çatısına doğru uçtu. Onlar ayrı çatılardayken ofisten ayrıldım.
Bu sabah ofise biraz geç geldim. Saat neredeyse 10.30 olmuştu.
Hemen arka balkona çıkıp tüm çatıları taradım. Yoklardı.
Üstelik yetişkin gözcüler de normal yerlerinde değil, üçü bir arada ve üst çatının üzerindeydiler. Etrafta hiç ses yoktu.
Yetişkin martılardan biri, çatının saçağından aşağıya doğru endişeyle bakarak etrafı araştırdı. Sonra hep beraber gagalarını göğe doğru uzatarak uzun uzun haykırdılar. Birisi arastanın üzerinden dolaşıp yandaki yüksek çatıya kondu. Sonra dağıldılar.
Yavrular yoktu. Galiba onlar da umudu kestiler.
Ara ara balkona çıkıp etrafı kolaçan ettim ama bir değişiklik yoktu. Gözcü martılar da yok artık!
Sonra birden arasta çatısının yan taraftaki uzak köşesinde onu gördüm. Herhalde Rüstem’di bu. Galiba uyuyordu. Başını sırtına doğru çevirmiş, gagası tüylerinin arasında. Gözleri kapalı. Kıpırtısız.
Umarım uyuyordur. Şimdi merakla uyanıp, ortalıkta dolaşacağı anı bekliyorum.
Umarım uyuyordur.
Ama içimde derin bir hüzün var.
Ortalık ne kadar sessiz…
Ahmet Aksoy

Haz 232011
 

Benim odam, ofisin arka tarafında. Odamın pencereleri terkedilmiş bir arastaya bakıyor. Dükkanlar boş. Sadece köşedeki lokanta çalışmaya devam ediyor.
Onları ilk kez iki hafta kadar önce gördüm. Arastayı çevreleyen binaların birinin çatısında. İk civciv. Ama herbiri neredeyse bir tavuk kadar. Çevrelerinde dolaşan güvercinlerin en az üç-dört katı büyüklükte.
Daha önce böyle martı yavruları görmemiştim. Kuyrukları yok. Kanatları çelimsiz.

Aşağıdaki resimler bizim Komşu Çatının Civcivleri’nin  büyümüş halleri. Ne yazık ki eski hallerinin fotoğrafını çekmeyi akıl etmemiştim.

Rüstem

Rüstem

Recai

İşte Recai

Rüstem ve Recai ilk başta aynı çatıdaydılar. (Peki niçin Rüstem ve Recai? Hiiç!.. İçimden öyle geldi!…)

Bir sabah Rüstem’i alt çatıda gördüm. Büyük olasılıkla oraya düştü. Nedeni ne olursa olsun iki kardeş ayrı çatıların civcivi oldular.

Ahmet Aksoy