Ağu 272013
 

Işınlanmanın Felsefesi

Uzay Yolu Işınlama

Uzay Yolu Işınlama

Pek çokları gibi ben de ışınlanma kavramına ilk kez, yaklaşık 40 küsur yıl önce  “Uzay Yolu” dizilerinde rastlamıştım. Sanırım o zamandan beri de bu kavram beni hep rahatsız ediyor.

Cansız varlıkların ışınlanmasıyla ilgili hiç bir sorun görünmüyor. Ancak canlıların ışınlanması büyük bir sorun kaynağı.

Işınlama işlemi sırasında, ışınlanan canlı tamamen enerjiye dönüştürülerek yok ediliyor ve  karşı tarafta yeni bir kopyası yaratılıyor. Aslına bakarsanız, ışınlanan canlının kendisi dışındaki diğer canlılar için bile her şey yolunda. Çünkü onlar için değişen bir şey yok. Karşılarındaki kopya aslının tıpatıp aynısı olduğu için, onlar açısından  en ufak bir sorun, bir fark söz konusu değil! Tek sorun, sistemin nasıl işlediğini biliyor olmaları…

Çünkü ışınlanan o canlının kendisi -aslı- artık yok. Asıl canlı tamamen tahrip edildi ve tıpatıp benzer yeni bir kopyası oluşturuldu.

Beni rahatsız eden nokta da bu işte: asıl bireyin yok edilmesi.

Kendimi “ışınlanmış” olarak düşündüğümde, artık “ben” olmayacağım ve bir başka yerde benim moleküler bir kopyam ortaya çıkacak.

Aslında burada “taammüden” bir cinayet işleniyor. Felsefi ve hukuki olarak bu konu mutlaka çözülmek zorunda.

Son zamanlarda bu konudaki tutumumda bazı yeni değişimler başladı.

Öncelikle “ben kimim?” sorusuna daha gerçekçi bir yanıt verebilmem gerekiyor.

Ya da belki de bu soruyu “ben neyim?” biçimine dönüştürmek daha doğru olacak.

Son bilimsel bilgiler, insan denilen canlının aslında tek bir genetik yapı değil, bir eko-sistem olduğunu ortaya koyuyor. İnsan genomunun %90’ı virütik materyal tarafından oluşturulmuş durumda. Sindirim sisteminde ve deri üzerinde var olan mikro canlıların çoğu konuk değil, insan isimli eko-sistemin doğal üyeleri.

Dolayısıyla ışınlanma sırasında yok edilen de bu eko-sistem. Kısacası durum, artık, eskisinden de karmaşık.

Bir eko-sistem olduğumu düşünmesem bile, gönüllü olarak intihar edip, kendi kopyamın benim yerime geçmesine razı olmak hala ürkütücü.

Işınlanmanın teknik olarak gerektirdiği enerji miktarı ve bilginin günümüz teknolojisi ile gerçekleştirlmesinin hayal bile edilemez düzeyde olması biraz içime su serpiyor olsa da, bu ikilemin felsefik ve yasal olarak çözümlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluk.

Umarım, ışınlanma yerine uzayı bükerek mesafeleri sorun olmaktan çıkaran bir başka yöntem bulunur ve bu ikilemi tamamiyle ortadan kaldırır.

Ne dersiniz?

Ahmet Aksoy

 

 

  tarafından 10:49 pm itibariyle gönderildi.

 Bir yanıt bırakın

Bu HTML tagleri ve özellikleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

(required)

(required)

Önceki yazıyı okuyun:
Göz Yanılmaları – Şaşı Bak Şaşır

Şaşı Bak Şaşır olarak ta tanınan Stereogramlar özel olarak düzenlenmiş resimlerdir. Bu resimlerin içerisinde tekrarlanan bazı unsurlar yer alır. Bu tekrarlanan unsurlar  arasında küçük farklılıklar...

Kapat