Eyl 162014
 

Dijital Fiyaskolar

Yazımızı size daha iyi hizmet verebilmek için Mobil Bilişim bölümümüze kaydırdık. Lütfen aşağıdaki linke tıklayın:

http://mobilbilisim.axtelsoft.com/dijital-fiyaskolar/

Anlayışınız için teşekkür ederiz.

Vaybe Yönetim

 

  tarafından 2:27 pm itibariyle gönderildi.
Tem 222011
 

Herkes gibi bizler de uzun yıllardır cep telefonu kullanıyoruz.
Cihaz yönünden tercihimiz genellikle Nokia idi. Tutarlı, kullanımı kolay ve dayanıklı ürünleri vardı.
Operatör olarak tercihimiz ise Turkcell’den yanaydı.
Ancak düşüncelerimiz yaklaşık iki yıl önce değişti.
O sıralar eşimin telefon cihazı arızalanmış ve yeni bir cihaz edinmenin vakti gelmişti. O günün şartlerında, iyi bir cihaz almak istedik. Bu nedenle kendi kafamıza göre hareket etmektense, bu konuda bilen birilerinde danışmak çok daha iyi olacaktı.
Öyle yaptık. Özellikle pil vb aksesuarları aldığımız ve yıllardır tanıdığımız bir firmaya gittik. Ellerinde istediğimiz gibi bir cihaz yoktu. Bu nedenle bize Kadıköy’deki merkez Turkcell bayiine gitmemizi önerdiler ve bir de isim verdiler.
Kalkıp gittik. Kampanyada bir cihaz varmış. Internet bağlantısı da kampanyaya dahilmiş falan. Fakat bize sadece telefon işlevi olan bir cihaz gerekliydi. Telefon üzerinden internet bağlantısına da ihtiyacımız yoktu. Bunun üzerine bize başka bir şey önerdiler. O telefon yerine aynı fiyata iki adet telefon. Bu cihazların da özellikleri gayet iyiymiş.
Referansla geldiğimiz için durumu sorgulamadık bile. İnternet bağlantılı tek telefon yerine diğer iki telefonu alıp çıktık.
Foyalar bir kaç gün içinde dökülmeye başladı.
Aldığımız cihazların modeli xxxx. Kulaklıklarında garip, elastik bir parça kullanmışlar. Kulaklığı kulağınıza yerleştirmeye kalktığınızda önce o parça sıyrılıyor. Bir ara baktım, benim kulaklığın uçlarından birindeki esnek parça yok. Kalktım cihazları aldığımız bayiye gittim. Yapacakları bir şey yokmuş. Zaten yüzüme bile bakmadılar. Yeni kulaklık almam gerekiyormuş. Bunlar garantiye dahil değilmiş!…
“Fesüphanallah!” deyip çıktım.
Ben telefonu çok fazla kullanmam. Ancak eşim, işi gereği çok yoğun bir telefon kullanıcısıdır.
İlk günden itibaren “cihazda bir problem var” deyip durdu. Konuşurken birdenbire ses gidiyor, sonra da bağlantı kopuyormuş. Ben az sayıda ve kısa konuşmalar yaptığım için aynı sorunu yaşamadım. Ama kulaklık probleminden sonra telefonu doğrudan kulağıma dayayarak kullanmaya başlayınca benim de bir başka sorunum başladı: Cihaz aşırı ısınıyor ve kulağıma rahatsız edecek kadar fazla ısı veriyordu. İlk başta belki geçici bir sorundur dedi ama, öyle olmadı. Aynı şikayet eşimde de vardı.
Tekrar bayie gittik. Bizi teknik servise yönlendirdiler.
Dedik ki bu cihazlarda sorun var. Servis yetkilisi bizi incelikle dinledi. Elinden geldiğince yardımcı olacağını söyledi. Biz de problemlerimizi anlattık. Bize geçici bir telefon sağladı ve biz de her iki cihazı servise bıraktık. Cihazları iade etmek istediğimizi belirttik.
Bir müddet sonra haber geldi. Cihazlardan biri sağlam çıkmış. Diğerinin pil ünitesini değiştirmişler.
Eşim kesin kararlıydı ve cihazı tekrar kullanmayı reddetti. Onun yerine elimizdeki eski telefonlerdan birini kullanmaya başladı.
Ben ise gelen cihazları tekrar test etmeye razı oldum. Ama bir değişiklik yoktu. Gene kulağımda bir soba tutuyordum.
Birkaç gün sonra cihazları tekrar servise götürdük.
Kesin iade talebiyle cihazları bıraktık.
Bu servise gidişler aylarca sürdü. Servis yetkilisi prosedür gereğince hemen iade alınamadığı için arıza bildiriminde bulunulması gerektiğini söyledi. Biz de kontrolden gelen cihazları tekrar iade ettik. Her gidiş gelişte cihazlarda bir şeyle değiştirildi. En sonunda her iki cihaz da tamamiyle yenilendi.
Ancak sonuç değişmedi. Çünkü sorun, cihazların kalitesiyle alakalıydı.
Bu arada başka ayrıntılar ortaya çıktı. Biz kampanya için 24 ay boyunca toplam 800 küsur TL ödemeyi kabul etmiştik. Yani cihaz başına yaklaşık 400TL ödemiş olacaktık.
Bir ara aynı cihazların fiyatını internetten araştırdım. Öğrendim ki fiyat 200TL civarında. Yani bize iki kat yüksek fiyattan satış yapmışlar.
Böylece, alenen dolandırıldığımızı da anlamış olduk.
Sonuç itibariyle, Nokia, cihazları geri almayı kabul etmedi. Bu nedenle biz de Nokia ile bağlantımızı kestik.
Bu arada eşim, Turkcell ile başka bazı sorunlar yaşadı. Yoğun bir kullanıcı olduğu, yüksek faturalar ödediği için kendisine özel bir danışman atanmıştı. Bu süreç sırasında bir ara bu danışmanlık hizmetinin kendisine haber bile verme gereği duyulmadan kesildiğini öğrendi. Durumu sorguladığında da tutarsız, abuk sabuk yanıtlar aldı.
Kısacası, eşim Samsung marka bir başka cihaz aldı. Ayrıca Turkcell aboneliğini iptal edip Vodafon’a geçti.
Çocuklarımızın operatörlerini de aynı şekilde değiştirdik.
Ben ne yazık ki 24 ay dolmadan aboneliğimi iptal edemiyorum. Ama ben de Turkcell’i kullanmayı bıraktım. Sadece faturalarını ödüyorum. Üstelik faturanın ana kalemi de internet bağlantı ücreti.
Turkcell bana kullanmadığım bir hizmetin faturasını ödettiriyor.
Konuyla ilgili itirazımı da kabul etmediler.
Yaklaşık iki ay içinde 24 aylık süre dolacak. Ben de artık kullanmadığım numaramı bir başka operatöre aktaracağım.
Ahdım var. Fırsat buldukça bu hikayemizi herkese anlatacağım.
Çünkü Turkcell bizim iyiniyetimizin suistimal edilip dolandırılmamıza olanak yarattı. Üstelik bu sorunu çözmek yerine desteklemeyi tercih etti. Nokia’nın yaptığı ise kısaca vurdumduymazlık.
Nokia ile ilgili tek bir eksiğim var: Bu sorunu Nokia merkezine de ulaştırmak. Belki de sorunun kaynağı yereldir…

Ahmet Aksoy

  tarafından 9:23 pm itibariyle gönderildi.
Tem 052011
 

Öykümüz ünlü Çin düşünürü, Taoizm’in iki kurucusundan biri olan Lao Çu’nun (Lao Tzu) devrinde geçer. Lao Çu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış.

Efendim köyde yaşlı bir adam varmış. Çok fakir. Ama imparator bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan beyaz bir atı varmış ki… İmparator at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş, ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı?” dermiş hep..

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok… Köylüler ihtiyarın başına toplanmış.. “Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.İmparatora satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın!” demişler…

İhtiyar, “karar vermek için acele etmeyin” demiş… Sadece ‘at kayıp’ deyin. çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez..”

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan iki hafta geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi başına. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.

Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.. “Babalık” demişler.. “Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var..”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin ilk kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?..”

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye düşünmüşler.. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve bacağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.

Köylüler gene gelmişler ihtiyara..

“Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun uzun süre yürüyemeyecek. Sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler.

İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu… Ötesi sizin verdiğiniz karar!.. Ama acaba ne kadar doğru?.. Hayat böyle küçük parçalar halinde ilerler ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez..”

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. İmparator son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yok gibiymiş; giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes adeta biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..

“Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer…”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik olduğunu sadece Allah biliyor.”

Bir yol biter yenisi başlar.

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış etrafına anlattığında: “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.

Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısıyla gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa yolculuk asla sona ermez. Bir yol biterken, yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, bir başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.

Hayat çetrefil bir yolculuk. Güzergahı kimse bilmez. Acele karar vermek, ecele karar vermektir.

Haz 272011
 

Artık Rüstem’in de uçup gittiğine ikna olmuşken, bugün öğlene doğru -onun olduğunu düşündüğüm- tiz çığlıklar duydum. Balkona çıkıp etrafı inceden inceye tarasam da bir işe yaramadı. Sesin tam olarak nereden geldiğini anlayamadım.

Sabah ta karşı çatıda – yüksek olduğu için üzerinde neler olup bittiğini göremiyorum- epey bir hareketlilik vardı. Bir sürü martı bağrışarak oralarda uçuştu. Çatıya konup kalktılar. Sonra dağılıp gittiler. Sesler de kesildi.

Tiz çığlıklar bir ara durdu. 15-20 dakika sonra tekrar başladı. Üstelik bu kez sesin geldiği yön de belliydi. Sağ taraftaki yüksek çatı. İnatla durup oraya bakmaya başladım. Bir kaç dakika sonra tombul bir gövde çatının kenarında arz-endam etti. Rüstem bu! İşte kafasındaki çarpık tüy! Biraz orada durdu. Sonra geriye doğru gidip gözden kayboldu.

Uzaktan gelmiş bir yakınımı görmüş gibi oldum. Ağzım kulaklarımda… Rüstem hala buralarda…

Ahmet Aksoy