Eyl 212015
 

Limitsiz Zeka

Limitsiz zeka

Limit Yok (Limitless) isimli filmi iki parça halinde izledim. İlk bölümü dün gece geç saatlerde izlemiştim, kalanını da bugün izledim.

Aslına bakarsanız, bu filmi daha önce de izlemişim. Ama ayrıntılarına fazla dikkat etmemişim herhalde. Sonunu bile belleğime farklı kaydetmişim. Filmle ne büyük tezat!…

Bu yazıda bir film eleştirisi veya tanıtımı yapmayı amaçlamıyorum. O yüzden, izninizle konuyu, filmi izlemeyenler için kısaca özetleyeyim:

Filmdeki kahramanımıza, tesadüfen karşılaştıkları uzak bir akrabası, küçük bir hap verir. Hapın ne işe yaradığına ilişkin pek fazla ipucu da vermez. “Yazar bunalımı” içindeki kahramanımız, süresi dolmasına rağmen yazması gereken kitabı yazamamaktadır. Borçları birikmiştir. Kız arkadaşı onu terketmiştir. Tam bir ruhsal ve fiziksel çöküş içindedir.

Daha kötüsü olamayacağı düşüncesiyle hapı yutar.

Onu tam bir sürpriz beklemektedir. Uyuşturucu olmasından kuşkulandığı ilaç bir kaç dakika içinde onu süper bir insana çevirir. Tüm algıları olağanüstü düzeyde keskinleşmiş, belleği ve muhakeme yeteneği doruklarına tırmanmıştır.

Kitabını 4 gün içinde yazıp bitirir. Ondan umudunu kesmiş olan editörü şaşkınlık içindedir…

Evet! Konunun özeti bu aslında… Ancak filmin gerilimini canlı tutmak için aksiyona ihtiyaç var. Bu yüzden işin içine kötü adamlar, brokerlar, büyük sermayedarlar girer. Üstelik ilacın olumlu etkisi kalıcı değildir; üstelik yan etkileri vardır.

Aksiyon ve gerilim, film boyunca etkisini sürdürür. Kısacası sıkılmadan, zevkle izleyebilirsiniz.

Filmin yönetmeni Alessandro Rossi. Oyuncuların bir kısmı şöyle: Bradley Cooper, Robert de Niro, Abbie Cornish, Andrew Howard, Anna Friel ve Johnny Whitworth.

Film 2011 yapımı. Ancak ana tema bana pek te yabancı gelmedi. Yaklaşık 45 yıl önce, ODTÜ kütüphanesinde okuduğum bir bilimkurgu öyküsünde benzer bir konu işlenmişti. Ne kitabın adını, ne de yazarını hatırlamıyorum. Ama çok güzel kurgulanmış bir öyküydü.

Öykümüz, bir günlük şeklinde tasarlanmış. Yazarı zeka özürlü. Çok kısıtlı bir sözcük dağarcığı var. Cümleler çok kısa. Çocuksu.

Kahramanımızı bir laboratuvarda kobay olarak kullanıyorlar. Aynı laboratuvarda fareler üzerinde kullanılan ilaç harikalar yaratmakta, farelerin beyin fonksiyonlarında olağanüstü gelişmeler olmaktadır.

Aynı ilacı kahramanımıza da veriyorlar ve farelerde görülen gelişmeye benzer gelişmeler onda da ortaya çıkıyor. Bu değişiklikleri kahramanımızın günlükte kullandığı dilden kolayca izleyebiliyoruz. Yeni kelimelerin sayısı artıyor, cümleler uzayıp derinleşiyor.

Bu gelişme öyle bir boyuta geliyor ki, kahramanımız beyin fonksiyonlarının geliştirilmesi ile ilgili konularda büyük bir uzman haline geliyor.

Öykümüzün sonu, ne yazık ki oldukça acıklı. Yükseliş süreci, sonu ölüme varacak hızlanmış bir çöküş süreciyle sonlanıyor. Günlüğün dili bu çöküş sürecini de aynen yansıtıyor. (Bu arada işin içine aşk falan da karışıyor ve öykünün duygusal atmosferini iyice pekiştiriyor.)

Öyle görülüyor ki, insan oğlu mucizelerden hiç bir zaman vazgeçmiyor! Üstelik bu nanoteknoloji çağında, pek çok mucizeye de şahit oluyoruz zaten. Çelikten yüzlerce kez dayanıklı, bir o kadar da hafif graphene gibi malzemeler günlük yaşamımızın için giriyor artık. Elektronik iletişim, yaşamımızın doğal bir uzantısı haline dönüştü. 50 yıl önce Uzay Yolu maceralarında izlediğimiz pek çok hayal ürünü araç-gereç, şimdi gündelik yaşamımızın içinde, hatta bazıları hayalin bile ötesine geçti.

Son yıllarda yapay zekanın insanın konumunu nasıl etkileyeceğini tartışıyoruz. İnsana gerek kalacak mı? Yoksa insan da türü tükenmiş canlıların arasına mı karışacak?

Aslında bu kadar karamsar olmaya gerek yok belki de. Ancak, teknolojik gelişmeler bir yandan insanın doğal kapasitesini daha iyi kullanabilmesini sağlarken, yapay uzuvların işin içine girmesi insanı “süper” niteliğe doğru taşıyacak gibi. Bu hibrid yaşam tarzı nereye kadar gidebilir, onu şimdiden öngörmek çok kolay değil. Ama örneklerini şimdiden görebiliyoruz.

Sizi daha fazla yormamak için, yapay zekanın insanoğlunu nasıl etkileyebileceğini bir başka yazımızda ele alalım.

Beni izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Mar 192015
 

Yeni nesil 3D yazıcılar oyunun kurallarını yeniden değiştirmeye hazırlanıyor

ABD merkezli Carbon 3D firmasının geçtiğimiz pazartesi günü tanıttığı yeni 3 boyutlu basım tekniği CLIP, pek çok sektörü derinden etkilemeye aday görünüyor. Yeni teknik, ultraviyole ışık ve oksijeni harmanlayarak önceden mümkün olmayan hızlarda ve hassasiyetlerde baskı yapılmasına olanak sağlıyor. Öyle ki, daha önce uzun basım süreleri dolayısıyla sadece hobi dükkanları ve prototip üreticileri tarafından kullanılan 3 boyutlu yazıcılar, fabrikalardan ameliyathanelere kadar pek çok alanda ticari olarak faaliyet gösterebilir. Kısa basım süreleri, örneğin kalp kapakçığı implantlarının ameliyat esnasında ve kişiye özel olarak üretilmesine olanak sağlayabilir.

Geleneksel 3 boyutlu baskı, plastiğin üst üste tabakalarla yerleştirilmesi esasına dayanıyor. Bu sistem göreceli olarak basit olmasına karşın, özellikle basılacak objenin hassaslığına (her bir tabakanın kalınlığına) bağlı olarak uzun süreler alıyor.

CLIP

Alıntı: recodetech.files.wordpress.com

CLIP yöntemi ise, oksijenin ve ışığın geçmesine izin veren özel bir lens üzerine önceden belirlenen biçimlerde ışık yansıtılması esasına dayanan kimyasal bir yöntem. Yansıtılan ışık, lensin üzerinde bulunan reçinenin sertleşmesini sağlıyor. Sistem, objelerin kesintisiz olarak basılmasına izin verdiği için son ürünün geleneksel metodlara kıyasla çok daha hassas olarak üretilmesine olanak sağlıyor.

CLIP

Foto: http://core0.staticworld.net

Mustafa Toygar

Kaynaklar:

  • http://carbon3d.com
  • recodetech.files.wordpress.com
  • Mar 172015
     

    Ölümcül kanamaları durduran jel

    Ateşli silahlarla veya trafik kazaları sonucunda oluşan travmatik kanamalı yaralanmalarda yaralı kişiye zamanında tıbbi müdahale yapılamaması ölümcül sonuçlara yol açabiliyor.

    http://www.sciencealert.com/injectable-polymer-could-halt-bleeding-after-traumatic-injury

    Yeni geliştirilen bir polimer malzeme, şimdi yaraların kanamasını durdurmak amacıyla kullanılabiliyor. Polimerin kan dolaşım sistemine enjeksiyonu, hızlı ve dayanıklı bir kan pıhtılaşmasını tetikliyor. PolySTAT adıyla bilinen bu malzeme, Amerika Birleşik Devletleri, Washington Üniversitesi mühendisleri tarafından geliştirilmiştir ve vücuttaki kan pıhtısı oluşumunu güçlendirmeye yardımcı olan doğal proteini taklit etmektedir.

    Polimeri geliştiren çalışma ekibinin yaptığı açıklamalara göre, enjeksiyon sonrasında, bu yara iyileştirici polimer kan dolaşım sistemine karışmakta ve yaralı bölgeye ulaştığında kanamayı durduran pıhtılaşma oluşumunu harekete geçirmektedir.

    Testler şimdilik sadece sıçanlar üzerinde denenmiştir. Ancak, yapılan deneylerde % 100’lük bir başarı oranı elde edildiği bildirilmektedir.

    Bu polimer, mucizevi bir yaşam kurtarıcıya dönüşebilir.

    Haberin İngilizce orijinaline ScienceAlert sayfasından ulaşabilirsiniz: http://www.sciencealert.com/injectable-polymer-could-halt-bleeding-after-traumatic-injury

    Mar 102015
     

    Ölümsüzlüğün Kapısı Nanitler

    nanitler

    Albert Hibbs, Richard Feynman’a Feynman’ın teorik mikromakinelerinin bir gün tıp alanında çığır açabileceğini söylediğinde takvim 1959 yılını gösteriyordu. Geçen elli yıl içinde tıp bilimi akıl almaz bir gelişime uğramışsa da, henüz doktorları yutulabilecek ebata indirebilmiş değil. Bu yazının konusu, nanoteknolojik tıbbın gelişimi hakkında öngörülerde bulunmak değil, teorik olarak genetik rahatsızlıklar dahil her türlü hastalığın semptomlarını ve hatta hastalığın kendisini ortadan kaldırabilecek kadar güçlü bu teknolojinin gerçekleştirilmesi halinde insanlığı öngörülmesi zor şekilde kökten değiştirebileceği fikrini bir kaç hayali örnekle öne sürmektir.

    Şimdi onyıllardır durmaksızın çalışmakta olan analitik düşünme sistemimizi bir kenara bırakıp çocukluğumuzun sınırsız olasılıklar diyarına ufak bir geziye çıkalım. Mesela bu nanoteknolojik robotlar (kısaca nanit’ler) bugün piyasaya çıkmış olsun. Devrim niteliğinde bu buluşu bütün dünya(en azından “bilim”i sisli bir okyanustaki bir deniz feneri olarak kabul eden kısmı) ayakta alkışlayacaktır. Malzeme bilimi ve bilgisayar teknolojisi üzerindeki etkileri inanılmaz olacaktır. Hele de yapay zeka ya da en azından sanal zeka konusundaki gelişmeler nanitlerin giderek daha büyük boyutlu maddeleri eş zamanlı olarak etkileyebilmesine olanak sağlayacaktır. Tabii ki böyle bir teknoloji tıp alanında da sıradışı gelişmelere yol açacaktır. Yayılmakta olan kanserli hücreleri bile en yetenekli cerrahtan daha hızlı ve daha isabetli bir şekilde ortadan kaldırmak mümkün hale gelecektir. Hatta geçirilen bir trafik kazası sonrası ağır şekilde yaralanan kazazedenin kan kaybını engellemek, kopan uzuvlarını yerine “tutturmak” bir kaç dakika ve bir doz nanit enjeksiyonuna malolacaktır. Böylece kaza ve hastalık sebepli ölümlerin önüne geçmek çok daha kolay olacaktır. Ama neden burada duralım ki? İnsan vücudunda sürekli olarak barınacak nanitler, insan bağışıklık sisteminin yapamadığını başarabilir, aids, hpv, ebola, grip gibi çaresi henüz olmayan virütik hastalıklarla kolaylıkla başa çıkabilir. Bunun tek dezavantajı, bağışıklık sistemimizin giderek zayıflaması olacaktır. Ama artık bir bağışıklık sistemine de ihtiyacımız olmadığına göre büyük bir kayıp sayılmaz bu. Bu noktada insanın ölmesinin tek yolu, ya vücudun nanitlerin müdahale edebileceğinden daha hızlı ve sert şekilde zarar görmesi, ya da yaşlılıktır. Ama (tekrar) neden burada duralım? Bu noktaya kadar virüs boyutundaki varlıkları manipüle edebilecek kadar gelişmiş olan nanitlerimiz, DNA’mızı da uygun şekilde değiştirebilir. Anne karnında saptanan genetik rahatsızlıklar, bebeğin DNA’sı üzerinde yapılacak değişikliklerle ortadan kaldırılabilecektir. Dahası kendi DNA’larımızın ucundaki telomerleri tamir ederek, hücrelerin yaşlanmasını geri çevirmek, ve pratik olarak ölümsüzlüğe ulaşmak mümkün olacaktır.

    Eminim ki bu ana kadar okuyucularım arasında, yazının içeriğinde olumsuzluk bulunmamasına karşın neden bu kadar agresif bir dil kullandığıma şaşıranlar olmuştur. Sebebi, insan cinsinin en büyük başarılarını bile kötüye kullanacağına dair sarsılmaz inancım. Yukarıda yazılan (ve daha pek çok) bütün bu olumlu gelişmeye karşın, nanitlerin insanlığın geliştirdiği en güçlü silahlar olması işten bile değil. Sadece insanların genotiplerine bağlı olarak toptan yokedilebileceğini söylemiyorum. Belirli hormonların, belirli koşullarda aşırı salgılanmasıyla 1984’ü arar hale getirilebilir insan ırkı. Bunlar olmasa bile, bilgisayar virüsleri tarafından hasta edilebileceğimizi bilmek yeterince rahatsız edici olacaktır eminim. En iyi ihtimalle insan ölümlerinin olmadığı bir dünya aşırı kalabalıklaşmaya mahkum. Biyolojik evrimin durması da cabası.

    Nanoteknolojinin insanlığın başına açabileceği sorunlar ve sağlayabileceği gelişmeler tabii ki bunlarla sınırlı değil, bunlar sadece birkaç örnek.

    Sanırım bu noktada sormamız gereken asıl soru şu: “Bu gelişmeler için bu riskleri almaya değer mi”?

    Lütfen görüşlerinizi aşağıdaki yorum alanına ekleyin.

    Mustafa Toygar Aksoy

    Kaynaklar:

  • http://en.wikipedia.org/wiki/Albert_Hibbs
  • http://www.kurzweilai.net/nanotechnology-nanomedicine-and-nanosurgery-2
  • http://en.wikipedia.org/wiki/Nanorobotics
  • http://www.pa.msu.edu/~yang/RFeynman_plentySpace.pdf
  • http://www.thatsreallypossible.com
  • Kas 112014
     

    Aşağıdaki pencerede Rosetta uzay aracının özel iniş modülü Philae‘nin 67P/Churyumov-Gerasimenko kod adlı kuyruklu yıldıza inişine ait canlı görüntüler yayınlanacak.

    Kuyruklu yıldıza iniş

    Foto: http://sci.esa.int/rosetta/

    Etkinliğin başlamasına ne kadar kaldığını ETKİNLİĞE KALAN ZAMAN linkine tıklayarak öğrenebilirsiniz.

    Bu tür canlı görüntü fırsatlarına çok sık rastlanmıyor.

    Hem bu etkinlik, hem de ESA (European Space Agency – Avrupa Uzay Ajansı) ile ilgili daha ayrıntılı bilgilere şu linkten ulaşabilirsiniz:  ESA Sayfaları

    ahmet aksoy