Eyl 292015
 

Mars’ta akar su bulundu

Mars'ta akar su bulundu

Photo credits: nasa.gov

28 Eylül 2015 tarihli açıklama ile NASA, komşu gezegenimiz Mars’ta kesintili su akışı tespit edildiğini doğruladı.

Sözkonusu (tuzlu) su akışının, ısının -23 derece santigradın üzerine çıktığı sıcak mevsimlerde bazı yamaçlarda koyu izler oluşturduğu, daha soğuk dönemlerde ise bu izlerin görünmez hale geldiği açıklandı.

Bildiğiniz gibi tuzlu suyun donma sıcaklığı (sıfır derecedeki)saf suyun donma sıcaklığından daha düşüktür. Bu nedenle -23 derecede görülen akışın tuzlu su olması öngörülüyor.

Mars gezegeninin kuzey yarıküresinde bundan 4.3 milyon yıl öncesine kadar büyük bir okyanusun bulunduğuna dair önemli bulgular var. (http://gurmezin.com/mars-had-an-ocean-4-3-million-years-ago/) Bu okyanus, şimdiki Kuzey Buz Denizi kadar bir büyüklüğe sahipti ve içerdiği su miktarı, Mars yüzeyinin tamamını 137 metre derinlikte bir su tabakasıyla kaplayacak büyüklükteydi. Bu suyun nereye gittiği konusunda farklı teoriler var. Ancak, Mars toprağının derinliklerinde donmuş vaziyette su bulunduğunu savunan geniş bir kesim bulunuyor. Nasa’nın son açıklamaları bu düşünceleri destekler nitelikte.

(Şimdi bir çöl gezegeni olan Mars’ın, yüzeyindeki suyu kaybetmiş olması, gelecekte Dünya’nın da benzer bir kaderi paylaşıp paylaşmayacağı sorusunu akla getiriyor.)

Mars gezegeninin aslında zengin bir su kaynağına sahip olması, bu gezegenin kolonileştirilmesi açısından büyük bir kolaylık sağlayacak gibi görünüyor. En azından Mars’ı keşfetmeye gidecek insanlar oraya çok fazla su taşımak zorunda kalmayacaklar. Sera tarımı için de su temin etmek oldukça kolaylaşacak demektir.

Bu son bulgular, Mars’a gönderilecek insanlı uzay programları için bir avantaj olabilir. Keşke insanlar silahlanma yarışını bir kenara bırakıp, bu tür projeleri daha fazla destekleyebilseler.

Ahmet Aksoy

Kaynaklar:

Eyl 212015
 

Limitsiz Zeka

Limitsiz zeka

Limit Yok (Limitless) isimli filmi iki parça halinde izledim. İlk bölümü dün gece geç saatlerde izlemiştim, kalanını da bugün izledim.

Aslına bakarsanız, bu filmi daha önce de izlemişim. Ama ayrıntılarına fazla dikkat etmemişim herhalde. Sonunu bile belleğime farklı kaydetmişim. Filmle ne büyük tezat!…

Bu yazıda bir film eleştirisi veya tanıtımı yapmayı amaçlamıyorum. O yüzden, izninizle konuyu, filmi izlemeyenler için kısaca özetleyeyim:

Filmdeki kahramanımıza, tesadüfen karşılaştıkları uzak bir akrabası, küçük bir hap verir. Hapın ne işe yaradığına ilişkin pek fazla ipucu da vermez. “Yazar bunalımı” içindeki kahramanımız, süresi dolmasına rağmen yazması gereken kitabı yazamamaktadır. Borçları birikmiştir. Kız arkadaşı onu terketmiştir. Tam bir ruhsal ve fiziksel çöküş içindedir.

Daha kötüsü olamayacağı düşüncesiyle hapı yutar.

Onu tam bir sürpriz beklemektedir. Uyuşturucu olmasından kuşkulandığı ilaç bir kaç dakika içinde onu süper bir insana çevirir. Tüm algıları olağanüstü düzeyde keskinleşmiş, belleği ve muhakeme yeteneği doruklarına tırmanmıştır.

Kitabını 4 gün içinde yazıp bitirir. Ondan umudunu kesmiş olan editörü şaşkınlık içindedir…

Evet! Konunun özeti bu aslında… Ancak filmin gerilimini canlı tutmak için aksiyona ihtiyaç var. Bu yüzden işin içine kötü adamlar, brokerlar, büyük sermayedarlar girer. Üstelik ilacın olumlu etkisi kalıcı değildir; üstelik yan etkileri vardır.

Aksiyon ve gerilim, film boyunca etkisini sürdürür. Kısacası sıkılmadan, zevkle izleyebilirsiniz.

Filmin yönetmeni Alessandro Rossi. Oyuncuların bir kısmı şöyle: Bradley Cooper, Robert de Niro, Abbie Cornish, Andrew Howard, Anna Friel ve Johnny Whitworth.

Film 2011 yapımı. Ancak ana tema bana pek te yabancı gelmedi. Yaklaşık 45 yıl önce, ODTÜ kütüphanesinde okuduğum bir bilimkurgu öyküsünde benzer bir konu işlenmişti. Ne kitabın adını, ne de yazarını hatırlamıyorum. Ama çok güzel kurgulanmış bir öyküydü.

Öykümüz, bir günlük şeklinde tasarlanmış. Yazarı zeka özürlü. Çok kısıtlı bir sözcük dağarcığı var. Cümleler çok kısa. Çocuksu.

Kahramanımızı bir laboratuvarda kobay olarak kullanıyorlar. Aynı laboratuvarda fareler üzerinde kullanılan ilaç harikalar yaratmakta, farelerin beyin fonksiyonlarında olağanüstü gelişmeler olmaktadır.

Aynı ilacı kahramanımıza da veriyorlar ve farelerde görülen gelişmeye benzer gelişmeler onda da ortaya çıkıyor. Bu değişiklikleri kahramanımızın günlükte kullandığı dilden kolayca izleyebiliyoruz. Yeni kelimelerin sayısı artıyor, cümleler uzayıp derinleşiyor.

Bu gelişme öyle bir boyuta geliyor ki, kahramanımız beyin fonksiyonlarının geliştirilmesi ile ilgili konularda büyük bir uzman haline geliyor.

Öykümüzün sonu, ne yazık ki oldukça acıklı. Yükseliş süreci, sonu ölüme varacak hızlanmış bir çöküş süreciyle sonlanıyor. Günlüğün dili bu çöküş sürecini de aynen yansıtıyor. (Bu arada işin içine aşk falan da karışıyor ve öykünün duygusal atmosferini iyice pekiştiriyor.)

Öyle görülüyor ki, insan oğlu mucizelerden hiç bir zaman vazgeçmiyor! Üstelik bu nanoteknoloji çağında, pek çok mucizeye de şahit oluyoruz zaten. Çelikten yüzlerce kez dayanıklı, bir o kadar da hafif graphene gibi malzemeler günlük yaşamımızın için giriyor artık. Elektronik iletişim, yaşamımızın doğal bir uzantısı haline dönüştü. 50 yıl önce Uzay Yolu maceralarında izlediğimiz pek çok hayal ürünü araç-gereç, şimdi gündelik yaşamımızın içinde, hatta bazıları hayalin bile ötesine geçti.

Son yıllarda yapay zekanın insanın konumunu nasıl etkileyeceğini tartışıyoruz. İnsana gerek kalacak mı? Yoksa insan da türü tükenmiş canlıların arasına mı karışacak?

Aslında bu kadar karamsar olmaya gerek yok belki de. Ancak, teknolojik gelişmeler bir yandan insanın doğal kapasitesini daha iyi kullanabilmesini sağlarken, yapay uzuvların işin içine girmesi insanı “süper” niteliğe doğru taşıyacak gibi. Bu hibrid yaşam tarzı nereye kadar gidebilir, onu şimdiden öngörmek çok kolay değil. Ama örneklerini şimdiden görebiliyoruz.

Sizi daha fazla yormamak için, yapay zekanın insanoğlunu nasıl etkileyebileceğini bir başka yazımızda ele alalım.

Beni izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Haz 142015
 

Philae Uyandı

Kuyruklu yıldıza iniş

Foto: http://sci.esa.int/rosetta/

Avrupa Uzay Ajansı (ESA)’nın bildirdiğine göre Philae uzay aracı tekrar uyandı. Aracın gönderdiği mesaj şöyle: “Merhaba dünya! Beni duyabiliyor musun?”

Araç 2014 Kasım’ında yüzeyine indiği Comet 67P kuyruklu yıldızında küçük bir kaza geçirerek güneşi görmeyen bir bölgeye düşmüş, buna rağmen pilleri tükenene kadar 60 saat boyunca bağlantısını sürdürmüştü. (http://vaybe.axtelsoft.com/kuyruklu-yildiza-inis-canli-yayin/)

O zamandan beri uykuda olan Philae, Comet 67P kuyrukluyıldızı güneşe yeterince yaklaşmış olduğu için pillerini yeterince doldurmayı başardı ve yeniden mesaj göndermeye başladı.

Konuyla ilgili ayrıntılı bilgiler ESA’nın blog sayfasında yayınlandı: http://blogs.esa.int/rosetta/2015/06/14/rosettas-lander-philae-wakes-up-from-hibernation/

ahmet aksoy

Referans:

Mar 192015
 

Yeni nesil 3D yazıcılar oyunun kurallarını yeniden değiştirmeye hazırlanıyor

ABD merkezli Carbon 3D firmasının geçtiğimiz pazartesi günü tanıttığı yeni 3 boyutlu basım tekniği CLIP, pek çok sektörü derinden etkilemeye aday görünüyor. Yeni teknik, ultraviyole ışık ve oksijeni harmanlayarak önceden mümkün olmayan hızlarda ve hassasiyetlerde baskı yapılmasına olanak sağlıyor. Öyle ki, daha önce uzun basım süreleri dolayısıyla sadece hobi dükkanları ve prototip üreticileri tarafından kullanılan 3 boyutlu yazıcılar, fabrikalardan ameliyathanelere kadar pek çok alanda ticari olarak faaliyet gösterebilir. Kısa basım süreleri, örneğin kalp kapakçığı implantlarının ameliyat esnasında ve kişiye özel olarak üretilmesine olanak sağlayabilir.

Geleneksel 3 boyutlu baskı, plastiğin üst üste tabakalarla yerleştirilmesi esasına dayanıyor. Bu sistem göreceli olarak basit olmasına karşın, özellikle basılacak objenin hassaslığına (her bir tabakanın kalınlığına) bağlı olarak uzun süreler alıyor.

CLIP

Alıntı: recodetech.files.wordpress.com

CLIP yöntemi ise, oksijenin ve ışığın geçmesine izin veren özel bir lens üzerine önceden belirlenen biçimlerde ışık yansıtılması esasına dayanan kimyasal bir yöntem. Yansıtılan ışık, lensin üzerinde bulunan reçinenin sertleşmesini sağlıyor. Sistem, objelerin kesintisiz olarak basılmasına izin verdiği için son ürünün geleneksel metodlara kıyasla çok daha hassas olarak üretilmesine olanak sağlıyor.

CLIP

Foto: http://core0.staticworld.net

Mustafa Toygar

Kaynaklar:

  • http://carbon3d.com
  • recodetech.files.wordpress.com
  • Mar 172015
     

    Ölümcül kanamaları durduran jel

    Ateşli silahlarla veya trafik kazaları sonucunda oluşan travmatik kanamalı yaralanmalarda yaralı kişiye zamanında tıbbi müdahale yapılamaması ölümcül sonuçlara yol açabiliyor.

    http://www.sciencealert.com/injectable-polymer-could-halt-bleeding-after-traumatic-injury

    Yeni geliştirilen bir polimer malzeme, şimdi yaraların kanamasını durdurmak amacıyla kullanılabiliyor. Polimerin kan dolaşım sistemine enjeksiyonu, hızlı ve dayanıklı bir kan pıhtılaşmasını tetikliyor. PolySTAT adıyla bilinen bu malzeme, Amerika Birleşik Devletleri, Washington Üniversitesi mühendisleri tarafından geliştirilmiştir ve vücuttaki kan pıhtısı oluşumunu güçlendirmeye yardımcı olan doğal proteini taklit etmektedir.

    Polimeri geliştiren çalışma ekibinin yaptığı açıklamalara göre, enjeksiyon sonrasında, bu yara iyileştirici polimer kan dolaşım sistemine karışmakta ve yaralı bölgeye ulaştığında kanamayı durduran pıhtılaşma oluşumunu harekete geçirmektedir.

    Testler şimdilik sadece sıçanlar üzerinde denenmiştir. Ancak, yapılan deneylerde % 100’lük bir başarı oranı elde edildiği bildirilmektedir.

    Bu polimer, mucizevi bir yaşam kurtarıcıya dönüşebilir.

    Haberin İngilizce orijinaline ScienceAlert sayfasından ulaşabilirsiniz: http://www.sciencealert.com/injectable-polymer-could-halt-bleeding-after-traumatic-injury